+ İnsanlar konuşur, aptallar gürültü yapar! + Bitkisel hayata girdim, maksat yeşillik olsun! + Bu kadar cehalet ancak tahsille olur... + Üzülme, son gülen sen olacaksın. Çünkü hep geç anlıyorsun. +Çok yardımseverim. Bütün yardımları kabul ederim. +Türkçe'yi katlettiler. Cümlemizin başı sağ olsun! + Çözümün bir parçası değilsen, sorunun bir parçasısındır! + Kafanız bozulduğunda Garanti Belgenizi de yanınızda getirin. + Ölüm kalıtsaldır. + Görmemişin yıldızlı pekiyisi olmuş, çekip yıldızını koparmış. + Bana notunu söyle, sana harçlığını söyleyeyim.
+ Sevmediğin insanlara borç ver. Ömür boyu yüzlerini görmezsin. + Kiralık daireler pahalıysa, siz de kiralık üçgen arayın. + Dünya döner, ay köfte. + Geçen gün bir taksi çevirdim, hala dönüyor. +Tatlı söz öğretmeni yazılıdan caydırır. + Yazılıdan kaçan, sözlüye tutulur.
Nasreddin Hoca (1208 - 1284)
Türk halk bilgesi. Halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur.
Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü. Babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi. İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır.
Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.
Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir.
Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur.
Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.
Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar genellikle halk arasında geçer. Hoca, soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur.
Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak kendini toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez. Onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar.
Bu konuda başka bir çelişki sergilenir. Gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yan yana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.
Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahiret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.
Nergiz AKTAŞ4/C 453
BAKLAVA...
Hoca akşamleyin eve doğru yürürken, baklava seven bir köylüyle karşılaşır. —Hoca, kısa bir sure önce bir adam büyük bir tepsi baklava götürüyordu... —Beni ilgilendirmez! —Fakat adam tepsiyi sizin eve götürüyordu. —O zaman seni ilgilendirmez!
ALLAH BİLİYOR.
Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış. Ev sahibinin gözü yerinden oynamış : —Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanın içini sıyırır, demiş.
Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve: —Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor, demiş. AKLIN VARSA GÖLE KOŞ!
Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken : —Acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı? diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur. Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır. Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar. Anıra anıra, çifte ata ata dört nala koşmağa başlar. Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır : —Aklın varsa göle koş!
ATEŞ DÜŞTÜĞÜ ZAMAN...
Nasreddin Hoca'nın evine tüccar arkadaşı misafir olmuş. Hoca ona mantı pişirip getirmiş. Arkadaşı acele edip mantıyı hemen ağzına atınca boğazı yanmış. Boğazının yandığını belli etmemek için başını tavana doğru dikmiş ve yanmanın etkisi gidince de başını tavandan indirmeyip sormuş : —Hocam bu tavanı ne zaman yaptınız?
Hoca hemen : —Boğazıma ateş düştüğü zaman, demiş.
Cansel DOĞAN4/A 393
Onuruna verilen
yemekte aç kaldı,
onuruna yediremedi. xxx Bir elin yağda,
bir elin balda.
Doğru yap şu kahvaltıyı. xxx Bir espri patlattım;
Şükür ölü yok,
yanlız hafif yaralı çok. xxx Ders boşmuş,
sınıf arçelik.
Etek giyen erkekler tutuklanır.
(İTALYA)
İnek sahiplerinin sarhoş olması yasaktır.
(İSKOÇYA) Pazar günü çamaşır asmak yasaktır.
(İSVİÇRE)
Çocukların sigara satın alması yasak, içmesi serbesttir.
(AVUSTRALYA) Metroda sakız çiğneyen tutuklanır.
(SİNGAPUR)
Adamın biri turnayı gözünden vurmuş,
turna kör olmuş.
Adamın biri elli lira bulmuş, ayaklı lira bulamamış.
Adamın biri o kadar fakirmiş ki, virajı bile alamamış.
Adamın biri kızmış, istemeye gelmişler.
Adamın biri gülmüş, reçel yapmışlar.
Bu sayfa;
f Öğrencilerimiz
tarafından hazırlanmaktadır.
Kim, Ne Okuyor?
Deve kuşlarının beyinleri,
gözlerinden küçüktür.
Timsahların fındık kadar beyinleri vardır.
Sümüklü böceklerin dört tane beyinleri vardır.
Sinekgillerden sadece sivrisineğin dişisi ısırır. Boğa yılanları, bir keçiyi yutabilir. Ayıların ini kuzeye bakar.
Ayılar ayakta uyuyabilirler.
Istakozların kanı mavi renktedir.
Bukalemunların dili boyunun iki katıdır. Filler zıplayamayan tek memeli hayvanlardır. Pelikanlar 45-50 yıl yaşayan canlıdır.
Sinekler ayaklarıyla tat alabilirler.
Hamam böceği kafası koptuğu halde, 10 gün yaşayan tek hayvandır.
Bir timsahın en yumuşak yeri kulağının arkasıdır.
1 cm kalınlığındaki örümcek ağı, 1 tonluk demiri rahatlıkla kaldırabilir.